Modanın Yükselen İsmi: Ece Özalp

Samimi ve işine tutkuyla bağlı.

Kariyeri farklı bir yolda ilerlerken bir anda kararını değiştirip hayallerinin peşinden koşan insanlara sıkça tanık olmuyoruz. Bambaşka bir eğitim aldıktan sonra her şeyi geride bırakarak moda sektörüne transfer olan Ece Özalp, seçtiği bu farklı ve yeni yolda başarılı olanlardan. Kendisiyle kariyerinden, Türkiye’deki moda anlayışından ve dijital çağın günümüze etkilerinden konuştuk.

Finans eğitimi aldıktan sonra bu alanda bir kariyer yapmak yerine moda sektörünü tercih ettiniz. Bu keskin geçişin nedeni nedir?

Benim için moda dünyasına adım atmak bir kariyer kararından çok yapmak istediğim şeyi hayata geçirme arzusuyla ilgiliydi. Moda eğitimine başladığım ilk günlerden itibaren bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu hissetmiştim. Daha garanti, daha bariz olan bir kariyer rotası yerine benim için zor ve daha çok çaba gerektiren bir yolu seçmenin tutkudan başka bir sebebi olamaz bence.

İlk tasarımınızı hatırlıyor musunuz? Nasıl aşamalardan geçirmiştiniz?

Hayatımdaki ilk tasarımlar, küçükken oyuncak bebeklerime diktiğim kıyafetlerdi. Annemin modelistlik eğitimi alıp sürekli dikiş diktiği dönemler olduğundan evin içinde ihtiyacım olan tüm malzemeler vardı. Kumaş dolabından kumaş seçip kıyafetler diktiğim oyuncak bebeklerle hayal dünyamın karakterlerini oluştururdum.

Bir tasarıma başlamadan önce rutininiz nasıl işler? Muhakkak fikrini aldığınız birileri var mıdır?

Tasarım sürecim ilk önce aklıma gelen küçük detayların kafamda canlanmasıyla ve not defterime aldığım hızlı çizimlerle başlıyor. Daha sonra o parçanın üretilmesi için gereken teknik süreçlerle devam ediyor. Desen, kalıp, dikim gibi tüm aşamalardan ilk numune üretimine kadar her şeyi kendi atölyemde gerçekleştirdiğim için sadece çok yakınımdakilerin fikrini alıyorum.

Önümüzdeki koleksiyonunuzda bizi neler bekliyor? Bu sefer ilhamınızı nerede arıyorsunuz?

Şu an koleksiyonu oluşturma sürecindeyim. Başladığım bir ilham noktası olmasına karşın, süreç içerisinde şekillenip son halini verdikten sonra tüm resim ortaya çıkıyor. O yüzden şimdilik sürpriz olsun diyelim.

Yurtdışında birçok fuara ve yarışmaya katılıyorsunuz. Türkiye ile yurtdışı arasında moda algısı açısından ne gibi farklar var?

Yurtdışında farklı tasarımlar arayan, yeniliklere daha açık bir kitle var. Türkiye’de moda tam olarak bir endüstri olarak görülmüyor aslında. Bir önceki moda haftası, yaşanan üzücü olaylardan dolayı tümüyle iptal edilirken reklamcılık festivali iptal edilmemişti. Bunun bir iş alanı olmasından ziyade eğlence olduğu gibi bir algı var. Aynı zamanda yurtdışında birçok alternatif moda festivali var, Türkiye’de de bu tarz festivallere ihtiyaç var.

Artık dijital bir çağda yaşıyor olmamızın moda sektörüne ne gibi faydaları ve zararları var?

Üretim ve yaratım yönünden bakarsak; malzemeler ve teknikler her geçen gün daha da fazla çeşitleniyor. Mesela dijital baskı; düz beyaz bir kumaşı kendi yarattığın desenle sana özel başka bir kumaşa dönüştürme imkanı veriyor. Piyasadaki desenli kumaşlarla sınırlı kalmak zorunda kalmıyorsun. Teknolojik kumaşların harika bir dünyası var, yeni dokular ve yeni işlevlere sahipler. Üç boyutlu baskıyla oluşturulabilecekler yepyeni bir görsellik ve üretim tekniği sunuyor. Önceden yapamadığın formlar yaratabiliyorsun. Tabii, giyilebilir teknolojiler var bir de… Onun ise yepyeni ve gelişme sürecinde olan bambaşka bir dünyası var. Bunların hepsi yaratıcılığı besleyen ve dönüştürebilen çok eğlenceli araçlar.

İnternet yönünden bakarsak, başka sektörlerde de olduğu gibi ülkelerin sınırlarını kaldırdığını söyleyebilirim. Bir tasarımcı olarak bütün dünyaya ulaşabilmek dijital boyutta, fiziksel boyutta ulaşabilmeyi de yanında getiriyor. Özellikle sektöre yenilik ve farklılık getiren genç tasarımcılar için ve bunların arayışında olan tüketici için bir tanışma platformu oluşturuyor.

Son koleksiyonunuzda mavi ve beyazın ağırlığını görüyoruz. Bunun özel bir nedeni var mı?

Özel bir nedeni yok aslında, desenlerin rengi kullandığım “infrared” doğa fotoğraflarından geldi. Bilgisayar başında tasarlarken yaklaşık 40 farklı desen oluşturup en sevdiklerimi seçtiğim bir süreç yaşadım. Ortaya da bu koleksiyon çıktı.

Ece Özalp tasarımından giyinen kadınlar, sizce nasıl saç modelleri tercih etmeli? Tasarımlarınızı tamamlayan saç modelleri neler?

Koleksiyonun styling’inde ve defilelerde pembe peruk kullandım. Modern kesimli ve renkli saçlarla hayal ettiğim bir koleksiyon oldu bu. Ama bu benim hayalim, kimin nasıl kullandığını görmek ise daha eğlenceli!

Günlük hayatınızda nasıl saç stilleri tercih ediyorsunuz?

Farklı renk ve kesimleri çok sevmeme rağmen kendimde daha klasik tercihlerim var. Saçlarım doğal dalgalı olduğu için en iyi formu katlı kesimde buluyorum… Renk olarak kendi doğal rengime en yakın tonda devam ediyorum. Kakül ile aşk ve nefret ilişkim var; sürekli fikir değiştiriyorum. Ama özellikle kışın kısa ve düz kakülün tarzımı çok iyi tamamladığını keşfettim diyebilirim.

Şimdiye kadar denemeyi çok istediğiniz ve cesaret edemediğiniz bir saç modeli var mı?

Olmaz mı! Pembe veya griye boyatmak!

Röportaj
Ece Özalp
Moda
Stil
Trend
Tasarımcı

< ÖNCEKİ HABER
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SONRAKİ HABER >